‘Az’dan Veren Gönlü Zenginler

Cevapla
bilgikalesi
Site Kurucusu
Site Kurucusu
Mesajlar: 392
Kayıt: Pzr Tem 01, 2018 7:28 pm
Cinsiyet:
Turkey

‘Az’dan Veren Gönlü Zenginler

Mesaj gönderen bilgikalesi » Prş Tem 12, 2018 6:19 pm

Asr-ı Saadet’te bir kişi Peygamber Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek aç kaldığını söyler. Resûl-ü Ekrem bu adamın karnını doyurmak için hanımlarına haber gönderir. Ancak mübarek hanelerinde sudan başka yiyecek içecek bir şey bulunmadığını öğrenir. Bunun üzerine Efendimiz, ashabına; “Bu adamı bu gece misafir edecek kimse yok mu? Ki Allah ona rahmet buyursun.” der. Derhal Ensâr’dan Ebu Talhâ olduğu zikredilen bir zat ayağa kalkar “Ben ya Resûlallah” diye cevap verir. Ve adamı alıp hemen evine götürür. Sonra da hanımına “Resûlullah’ın misafirine ikram et.” diye tembihte bulunur. Hanımı, “Evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok.” deyince Ebu Talha, “Olan yemeği getir, mumu yak, çocuklar yemek isterse onları uyut.” cevabını verir. Kadın, kocasının buyruklarını yerine getirir ve düzeltecekmiş gibi yaparak mumu söndürür. Yemeği konuklarının önüne koyar. Misafirleri anlamasın ve mahcup olmasın diye karanlıkta karı-koca yemek yer gibi yaparlar. Oysa o gece onlara aç uyumak düşer…

Sabah olunca İki Cihan Güneşi’nin (aleyhissalâtü vesselam) yanına giderler. Resûlullah onlara bir müjde verecektir: “İkinizin (misafirle senin) bu geceki durumunuzdan Allah hoşnut oldu!” Bunun üzerine Haşir Sûresi dokuzuncu ayet nazil olur: “Bunlardan önce Medine’yi yurt edinip imana sarılanlar ise kendi beldelerine hicret edenlere sevgi besler, onlara verilen ganimetlerden ötürü içlerinde bir kıskanma veya istek duymazlar. Hatta kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercih ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte felah ve mutluluğa erenler onlar olacaklardır.”

Asr-ı Saadet’te yaşanan bu durumu günümüzde de görmek mümkün. Zira fakirlik cömertliğe engel değil. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), ümmetine yarım hurma bile olsa tasaddukta, infakta bulunmayı tavsiye ediyor. Bu noktada “Zengin insan ile fakir insanın elinde olanı paylaşması arasında fark var mı?” sorusu hepimizin aklına geliyordur. İlahiyatçı-yazar Selçuk Camcı bu farkı ‘niyet’le özetliyor. Fakir ile zenginin verdiğine karşılık alacağı mükâfatın bilinmeyeceğini ama niyetin çok önemli olduğunu söylüyor. Örneğin sırf ‘desinler’ diyerek yapılan yardımlar aslında pek de amacına ulaşmıyor. Ancak öyle örnekler var ki, ‘Niyetinde rıza-i İlahi olmasa bu kadarı da yapılamaz ‘ dedirtiyor. İşte o örnek hayatlardan bazıları:


Anneden miras paylaşma duygusu…

Hepimiz ailemizden aldıklarımızla şekillendiririz yaşantımızı. 35 yaşındaki Zeynep Kaya’nın hayra aşinalığı da burdan. Fitre ve zekâtlarla büyüyecek kadar ihtiyaç sahibi olmalarına rağmen sürekli elindeki varını yoğunu paylaşan bir anne görmüş karşısında Zeynep Hanım. Kendisi de ihtiyaç sahibi olmasına rağmen sekiz yıldır dernek gönüllülüğü yapıyor. Üç çocuğuyla kıt kanaat geçinen ailenin temel prensibi vermek üzerine kurulu. Zeynep Hanım, kendisine verilen yardımlardan ihtiyacı olanı alıp geri kalanı ise muhtaç olanlara veriyor. Dernekteki arkadaşları onu anlatırken bir yerde ihtiyaç olduğunda ya da bir yere yardıma gidileceğinde ilk onun koştuğunu ve bu işi gönlünü koyarak yaptığını söylüyor. Mesela Zeynep Hanım, büyük kızı iyi bir liseyi kazandığı halde onu gönderememiş.

Fakat kendisi bu durumdayken dahi, mağdur olan iki çocuğu dershaneye kaydedecek gönüllü aileler bulmuş. Sadece kendisi çabalamakla kalmıyor, çocuklarına, çevresine ve arkadaşlarına hep vermeyi aşılıyor. İyiliğin karşılıksız kalmayacağına, bazı nimetlerin paylaştıkça çoğalacağına canı gönülden inanan Zeynep Hanım yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatıyor: “Geçenlerde mağdur bir aileye elimdeki erzakları götürdüm. Bir iki gün sonra bana o erzakların iki katı geldi. Şimdi onları da paylaşmak istiyorum. Çünkü verdikçe damlamıyor, akıyor. Yeter ki teslim olalım.” Annesinden aldığı bu mirası şimdilerde evlatlarına taşımaya çalışıyor ve şöyle diyor: “Küçük kızım Rabia vermeye komşularımıza yemek götürerek başladı. Yemeği doldururken sabırsızlanıyor, ‘Anne ben vereyim.’ diyor. Yolda birine sadaka vereceğimiz de ya da kumbaraya para atacağımız zaman ‘Anne ben atayım.’ diye ısrar ediyor. Annenin mutlu bir şekilde verdiğini görünce çocuk da severek yapıyor.”

Sadaka kutusuyla çocuklarına verme duygusunu aşılıyor

33 yaşında olan Zuhal Yılmaz da çocuklarına verme bilincini aşılamaya çalışanlardan. Eşini 9 yıl önce kaybeden Zuhal Hanım’ın acı bir hikâyesi var. İşi sebebiyle ağır yük kaldıran eşi zamanla sol kolunda his kaybı olduğunu fark ediyor. Bir süre sonra başkasının yardımı olmadan hareket edemeyecek hale gelince doktora gidiyor. Ama sağlık noktasında bir güvenceleri olmadığından hastane hastane dolaşıyorlar. Tetkikler sonucunda boynunda doğuştan fazladan bir kemik olduğu anlaşılıyor. Omuriliğe baskı yapan bu kemik his kaybına neden olduğu için ameliyat olması gerektiği söyleniyor. Doktorların kurtulma ihtimali vermediği genç adam, ameliyattan 15 gün sonra vefat ediyor. Bu süreci anlatırken çok zorlanıyor Zuhal Hanım. Kelimeler boğazında düğümleniyor. Sağlık konusunda imtihanlar yaşayan Zuhal Hanım, önceleri temizlik işlerine gidiyor. Ama bir süre sonra rahatsızlığından dolayı çalışamaz hale geliyor. Çevredeki yardımlarla geçiniyor. Hikâyesinin en güzel yanı ise tüm bu yaşadıklarına rağmen yardımlaşma bilincinden bir an olsun ayrılmaması. Evinden sadaka kutusunu hiç eksik etmiyor. Sadaka ile ilgili kıssalar, menkıbeler anlatarak çocuklarına bu bilinci aşılamaya çalışıyor. Başlangıçta çocuklarının ‘Ama bizim paramız yok.’ tepkileriyle karşılaşan genç anne, az da olsa vermeyi teklif etmiş onlara. Hatta kızının kutuya para atmasına şöyle bir olay sebep olur: Eve komşularından biri gelir ve küçük kızına harçlık verir. Anne bunun üzerine kızına bu parayı sadaka kutusuna atmayı teklif eder ve ‘Allah bize yarın yine gönderir’ der. Kızı o parayı atar ve ertesi gün başka bir misafir küçük kıza yine aynı miktarda para verir. O günden itibaren kız sadaka kutusuna heyecanla para atar. Kutuya atılan paraları şahsi ihtiyaçları için kullanmazlar tabii. Onlar küçük kızın ilk sadakaları olur.
Kâğıt toplayıp öğrencilere burs veriyor


Fakirliğin cömertliğe engel olmadığını gösteren ibretlik hikâyelerden birinin kahramanı da 72 yaşındaki Mustafa Güleç. Kırıkkale’de yaşayan Mustafa Amca öğrencilere burs verebilmek için kâğıt topluyor. Sabahın erken saatlerinde bu hayrı yapan Güleç, gece geç saatlere kadar, Kırıkkale’nin caddelerini arşınlıyor. Biriktirdiği paranın bir kısmını öğrencilere burs, bir kısmını ihtiyaç sahibi ailelere erzak, kalanını ise yardım kuruluşlarına veriyor. Dünyada acı çeken diğer Müslümanlara da yardımcı olmak niyetiyle… Onu tanıyan esnaf, çabasına kâğıtlarını biriktirerek destek veriyor. 1994 yılından beri kâğıt işiyle uğraştığını anlatan Güleç, bize çok uzak ve zor gelen bu davranışını mütevazı cümlelerle dile döküyor: “Elhamdülillah sıhhattim yerinde. Allah bana ömür verdikçe, insanlara yardım etmek için çalışmaya devam edeceğim.” Eğitimin çok önemli olduğunu düşünen bu hayırsever insan, Pakistan’daki yoksul insanlara göndermek için hazırladığı bir miktar parayı zor durumda olduğunu öğrendiği bir öğrenciye vermiş. Öğrencinin maddî durumu düzelene kadar, burs vermeye devam etmiş.


Lahmacun satarak yurt yaptı

Fethi amca, küçük el arabasında lahmacun satarak geçimini sağlıyor. Bir gün talebelere yer arandığını duyuyor. ‘Tek kulübe bana yeter.’ diyerek lahmacun satarak yaptırdığı iki kulübeden birini öğrencilere bağışlıyor. Hayra aç olan bu insan, bununla da doymuyor. Ardından evinin önündeki bahçeye öğrenciler için yurt yapılmasını teklif ediyor. Dokuz ay içerisinde yurt bitiyor ve Fethi amcanın zengin kalbiyle inşa edilen yurt, 100 öğrenciye barınak oluyor...


Cevapla